Köreldim

Badem Çiçeği Festivali 2024 : Hoşgeldin Bahar 🥰

Badem Çiçeği Festivali 2024 için Datçaya çıktığım yolculuğun öncesi ve sonrası, gezi anılarıma yer verdiğim yazım.

Haemos Haemos - - 24 dk okuma süresi
85

Yavaş yavaş soğuk havaları geride bırakarak, doğanın uyanışına şahit olduğumuz bahar ayına giriyoruz. Bembeyaz çiçekleri ve narin görünümüyle badem ağaçları bize baharın gelişini erken müjdeleyenlerden. Doğanın uyanışına ve bereketine bir selam niteliği olan, mitolojide Demophon ile Phyllis’in aşkına konu olan badem çiçeği, ve badem çiçeği festivali bu yazımın konuğu olacak.

Eğer sizler de hazırsanız, bu haftasonu katıldığım Datça Badem Çiçeği Festivali 2024 hakkında yazımıza başlayalım 😇

Kahvaltı molası

Datça, festival nedeniyle oldukça kalabalık olacağı aşikardı. Bu sebeple de Datça şehir merkezine yakın bir noktada kahvaltı etmemiz gerekiyordu.

Kahvaltı için durduğumuz kahvaltı salonunun kalabalığından, festival alanının ne denli kalabalık olabileceğini tahmin etmek mümkündü. Her ne kadar kalabalık olsa da; tüm insanlarda baharın neşesini görmek mümkün oluyordu.

Dünyada Cennet : Gökova

Belki de gittiğim festival yapılan bölgenin güzelliğini en güzel anlatan kişi Kaptan Kusto. “Dünyada cenneti arıyorsanız, işte orası Gökova” demiş Kaptan Kusto. Datça yarımadasının bir tarafını Gökova körfezi, bir tarafını Hisarönü körfezi meydana getiriyor. Yol biraz Uçmakdere andırıyor. Kıyı şeridi yaklaşık olarak 235 km imiş. Bunun sebebi de devamlı olarak zikzaklı biçimde içe – dışa doğru dönülen yollar.

*Ege Denizinin önceki adı aslında Akdenizmiş. Atatürk “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz ileri !” derken aslında kastettiği şimdiki kullanımıyla Ege Deniziymiş. Egéo Pélagos yani “Adalar Denizi” tabiri yakın tarihte kullanılmaya başlanmış.

Şimdi Ege demişken, özellikle Trakya koluyla bağlantılı olan kıyı şeridi mitolojik pek çok hikayeyi de beraberinde taşıyor. Fethiye yazımda da bahsettim. Mitoloji kitaplarında da çokça söz konusudur. Badem çiçeğinin de böyle bir konusu var. Ama ona geçmeden önce hemen üst kısımdaki resimde gördüğünüz nokta hakkında biraz konuşalım.

Bu gördüğünüz tepeye, Balıkaşıran veya diğer adıyla Kayıkaşıran deniliyormuş. Bir rivayete göre körfezin bir noktasında balıklar çok olduğunda, balıkçılar kayıklarını aşırarak bölgeden geçirip diğer körfeze taşıyarak balık avlarını yapıyormuş. Bir diğer rivayete göre ise balıklar buradan atlaya atlaya diğer körfeze geçiyormuş.

Mitolojide Balıkaşıran – Datça

Kridoslular, alelacele mecliste bir karar alırlar. Bu karara göre Pers ordusunu durmak için, bir kanal açılması kararlaştırılıyor. Yarımadayı bir adaya çevirip, geçmelerini zorlaştırmak istiyorlar. Hemen kazmaya başlarlar. Geçilen nokta oldukça dağlık, taşlık. Bu kazı çalışmaları esnasında neredeyse tüm işçilerin gözleri sıçrayan taşlardan dolayı kör olmaya yakın / oldu olacaklar.

Bakıyorlar ki bu iş böyle olmayacak. Bir akıllı çıkıp diyor ki “Ya bu işte bir iş var. Birini tapınağa gönderelim, kahinlerden bir haber alsın gelsin. Bakalım biz doğru mu yapıyoruz yanlış mı yapıyoruz.” Apollon Tapınağı’na bir elçi gönderiliyor. Elçiye verilen yanıt; “Siz Zeus’tan daha mı iyi biliyorsunuz, Zeus isteseydi orayı zaten bir ada yapardı. Bilerek sizi durdurmadı, bütün işçilerinizin yararlanmasının sebebi Zeus isteğidir. O kanalı açamayacaksınız, cezalandırılmış oldunuz.” oluyor. Bu söylemlerden sonra elçi olanları gelip anlatır. Herkes bu haberi duyunca kazma küreği bırakır ve Perslere çok direnmeden teslim olurlar.

90’lı yılların başında yine dönemin başbakanı Turgut Özal tarafından tekrar kanal açılması gündeme geliyor. Datçalılardan bazıları da “Biz ada olacağız ve ada olursak Yunanistan’a bağlanacağız” diye düşününce olaylar bambaşka bir yere doğru evriliyor. Sonrasında Can Yücel de biraz karşı çıkıp halkı örgütleyince, projeden böylece vazgeçilmiş oluyor.

Söylenen odur ki Kayıkaşırandan hayatında bir kez geçmiş olan, artık Datçalıdır. Bu yüzden eğer siz de gidip bu manzarayı izlemek istiyorsanız, Datçalı olmaya hazır olun 😅

Emecik

Balıkaşırandan yolculuğa devam ederken, Emecik isimli bir ilçeden geçiyorsunuz. Buraya 1400-1500’lü yıllarda Avrupa’dan cüzzamlı hastalar gemilerle getirilip bırakılıyormuş. Cüzzam hastalığından dolayı toplumdan dışlanan hastalar, burada ölüme terk ediliyormuş. Ancak buraya gelen ve ölümleri beklenen hastalar, buranın havası ve suyunun temizliği / güzelliği ile iyileşmişler. Çok da uzun süre yaşamışlar. Öyle de güzel bir ilçeymiş kendisi 😇

Badem Çiçeği Efsanesi

Muğla – Datça bölgesinde özellikle kayısı – erik – zeytin – incir ağırlıklı bir tarım var. Gezerken bolca İncir ve Zeytin ağacına denk geliyorsunuz. Bölgede yetişen badem ise, Türkiye’nin büyük bir bölümünün badem ihtiyacını karşılıyor. Badem çiçeği festivaline gittiğinizde, eğer henüz badem çiçekleri açmamışlarsa “Demophon henüz ağaçlara sarılmamış” deniliyor. Bu aslında bir efsanenin, halk diline uyarlanması. Peki nedir bu badem çiçeği efsanesi?

Truva savaşından dönen bir kahraman, Trakya kralı Lycurgus’un şehrinin limanına gemisini yanaştırır. Maksadı, şehirde biraz dinlenip hem de şehirde gezmek. Demophon, şehre iner inmez kralın kızı Phyllis’i görür ve çok hoşlanır.

Phyllis de Demophon’a karşı boş değil. Ancak Demophon içi içine sığmayan, tabiri caizse “kanı kaynayan” bir genç. Sürekli seyahat eden, evde durmayan bir kahraman. Bunun da sebebi çocukluğunda Demeter onu pişirerek, ateşle ölümsüz yapmak istemesi. Demeter bunu isterken tam o esnada ailesi içeri girince, Demeter ölümsüzleştirememiş. Böylece Demophon yarı ölümlü – yarı ölümsüz olmuş. Bebeklik dönemindeki bu olay nedeniyle de gençliğinde hep bir ateş topu gibi bir kahraman olmuş.

Demophon ilişkisini kabul etse de, Phyllis’e “Ben bir ülkeme döneyim, kahramanlıklarımı ve zaferimi anlatayım. Ardından tekrar geleceğim” diyerek müsade istiyor. Ve gidiyor. Phyllis başlıyor beklemeye. Günler haftaları, haftalar ayları kovalıyor ancak Demophon gelmiyor.

Phyllis artık aşkının geri gelmeyeceğini düşünerek, aşk acısıyla yaşayamayacağını kabul edip kendisini bir ağaca asıyor. Athena, bu durumu duyuyor ve bu aşk hikayesinden çok etkileniyor. Bu aşkı sonsuza kadar yaşatmak isteyen Athena, Phyllis’in gövdesini bir ağaca dönüştürüyor. Bu ağaç, badem ağacı oluyor. Kötü haber tez yayılıyor ve Demophon’a haber gidiyor. Demophon apar topar gemiyle yetişmeye çalışıyor. Phyllis’in olduğu yere gidip ağaca sarılıyor. Ve badem ağacı çiçek açar. Bundandır ki badem ağacı filizlenmeden çiçek açar. Bu da baharın en erken müjdecisi olarak kabul edilir.

Mitolojiden güzel bir hikayeyi de buraya yerleştirdikten sonra, Hızırşah köyüne doğru yolumuza devam ediyoruz. Burada önce Taksiarhon Kilisesi ziyaretinde bulunuyoruz.

Datça Taksiarhon Kilisesi

Kilise, 2 baş melek Cebrail ve Mikail’e atfedilmiş şekilde yapılmış. Girişte yer alan 1890 tarihi yapım yılı mı yoksa onarım gördüğü yıl mı olduğu tam olarak bilinmiyor. 19. yüzyılın ortalarında kilise tekrar bir onarım görmüş ve asıl kilise duvarlarının üzerine bir kat daha boya çıkılmış. Özellikle bahçesiyle beraber görülmeye değer bir yer.

Datça Taksiarhon Kilisesi girişi

Kilise, Ege bölgesindeki benzerleri gibi doğu-batı ekseninde inşa edilmiş. Böylece batıdan giriş yapılıyor ve doğuya yönelerek ibadet gerçekleştiriliyor. Kilise, 7 köşeli apsis şeklinde inşa edilmiş. Ayrıca tarihi önem olarak yarım ada üzerinde Osmanlı döneminde inşa edilen tek dini yapıdır. Anadoluda da görüldüğü gibi Ortodosk kiliselerinden biridir.

404 Yılındaki Kadıköydeki konsülle beraber Hristiyanlık ayrışıyor. Biri Hz. İsa’nın Tanrının bir yansıması olduğunu düşünürken, diğer bir grup ise Hz. İsa’nın da normal bir insan olduğu görüşünü savunuyor. Katolikler düşüncelerinin evrensel olduğunu, Ortodokslar Ortos Doksa doğru düşüncenin kendilerine ait olduğunu düşünüyor. Ayrıldıktan sonra 1500 lerin ortalarında da her iki grubu protesto eden Protestan mezhebi ortaya çıkıyor.

Özemek İpek Dokuma Atölyesi

Kilisenin hemen yukarısında el emeği ipekleriyle meşhur bir atölye varmış. Atölyeden gelen sesler de bizleri davet edercesine olunca, oraya da uğradık. Çay bahçesi ve ipek eşyaların her türlüsünün satıldığı bir yer. Çayınızı içip, ipek eşyalar temin edebileceğiniz bu atölyede eşyalar kesinlikle sizi de şaşırtacaktır. Küpeler, yazmalar, gömlekler aklınıza gelen her şey burada mevcut. Hatta İnstagram sayfalarını da şuraya bırakayım.

Hızırşah Camii

İsmi Menteşeoğlu Beyliği döneminden gelmektedir. Yönetici olarak bulunmuş Orhan Gazi’nin oğlu Hızır Bey, köye Hızırşah adının verilmesine vesile olmuştur. 1300 lü yıllarda burada Menteşeoğlu Beyliği hüküm sürmektedir. Beylikler dönemi camiidir. 8 üçgen trompla ana mekandan kubbeye geçiş sağlanmış, bu da taşlarla beraber son derece şirin bir görüntü elde edilmiştir.

Eski Datça

Datça’ya yaklaşık 2.5 Km mesafede yer alıyor. Rengarenk sokakları, içinizi ısıtan gülüşe sahip insanlarıyla burası gerçekten yaşanılacak yerler arasında. Pek çok yazarın, sanatçının buraya yerleşmeye karar vermesine de şaşırmamak gerek. Trakya köylerinden farklı olarak buralarda farklı bir “aura” var. Nasıl anlatılır tam olarak bilemiyorum ancak orada bir ömür geçiremem lakin hayatımın en huzurlu dakikalarını orada geçirebilirim gibi geliyor. Hani birden “pılımı pırtımı toplayıp yerleşmeliyim” gibi bir hissiyata kapılmasam da; “senede en az 1 kez görmeliyim buraları” diyorum kendi kendime.

Can Yücel Evi

1958 Yılında Kore’de askerliğini yaptıktan sonra Marmaris’e yerleşerek burada turist rehberliği hizmeti veriyor. Ardından emekliliğini de burada yaşamaya karar vererek Datça’ya yerleşiyor.

Evi hiç bir zaman geziye açılmamış olsa da; evin dışında da Can Yücel’e ait görseller bulunuyor.

Datça’ya yerleştikten sonra, Leman dergisinde şiirleri yayınlanmaya başlıyor.

“Çiçek sulandığı kadar güzeldir,
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli,
Bebek ağladığı kadar bebektir.
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin,
Bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin…”

Buraya gelmişken Orhan Amca’yı ziyaret ederseniz ( Orhan’ın yeri ) orada Can Yücel’e ait yarım kalmış bir şarap kadehi sergilenmekte. Ballı bademli ve patlıcanlı gözleme yapıyorlar.

Pazarlar, yerli halk, ziyaretçiler, rengarenk işletmeler… Burası Eski Datça 🥰

Eski Datça Dondurmacısı

Datça ve çevresinde özellikle çok yoğun badem kullanılıyor. Buraya kadar gelmişken mutlaka bademli dondurmayı denemenizi öneririm. Sınırlı ve az miktarda yapıldığı için kıymetli. Güllü dondurmasının aroması da bir o kadar farklı ve denemeye değer.

Dondurma bittikten sonra aynada kendini bile tanıyamazsın 😎

Ayakkabılar dondurma gibidir. Daha fazlasına hayır denemez 😅

Datça Badem Çiçeği Festivali

Datça Badem Çiçeği festivali alanına giderken, filmlere konu olan o sahil boyundan gitmemek olmazdı. Buradan sahili izlemek ayrı bir keyif oldu.

Zekeriya Sofrası Ev Yemekleri

Gelir gelmez buranın çok meşhur yemeklerini deneyeceğiniz lokantaya gittim. Kabak çiçeği dolması, bademli pilav, çeşitli sebze kebapları bu yörede oldukça fazla talep ediliyor. Hal böyle olunca bunları denemeden olmazdı. Blog sayfamda pek yemek fotoğrafı yayınlamak istemediğimden; buraları pas geçiyorum. Ancak Datçaya gelirseniz, mutlaka uğramanızı öneririm. Standart bir lokantaya göre fiyatlar bir tık pahalı olsa da; ömürde kaç kere gelinir ki? 😇

Badem Çiçeği Festivali Alanı

Datça merkezde yer alan festival alanına geldik. Burada belediye tarafından izin verilen satıcılar çeşitli ürünler satıyorlardı.

Doğal bal, badem, badem ezmesi, şerbetler, şuruplar vb. Özellikle aldığım tütsü ve bal mumu mumlar çok dikkatimi çekti.

Festival gün boyu süren konserler ve güleryüzlü sıcak insanlar sayesinde harika geçti. Üç farklı ilçe merkezinde yapılması nedeniyle turlar ne kadar gelse de; rehberimiz tecrübesiyle bizleri yoğun trafikten kaçırmayı başardı.

Bu sayede rahat rahat gezip ortamı gözlemleme şansı buldum. Fethiye kadar gelişmiş olmasa da; burada da kesinlikle azımsanmayacak derece potansiyel var.

Aşıklar Yolu

Okaliptus ağacı, su tutan ağacı olarak anılıyor. Yetişkin bir okaliptus ağacı yılda yaklaşık 2 ton suyu topraktan çekip, doğaya oksijen olarak sunmakta.

Yoğun su sevmesi nedeniyle de, özellikle Anadoluda çok önemli bir yer almış. Çünkü Anadolu için bataklık demek sivrisinek demek. Sivrisinek demek sıtma hastalık demek, hastalık ise sevdiklerini kaybetmek demek.

Ülkemizde sıtmanın kontrol altına alınması bu ağaç sayesinde olmuştur.

İlk olarak Dalaman’da bir çiftliğe, Abbas Hilmi paşa ( Mısır valisi ) tarafından getiriliyor. Cezayir’de görüp beğendiği için 1800’lü yılların sonunda getirtiyor. Sıtmadan mücadele vermeye bıkan özellikle Ege bölgesinde bu ağacın özelliği keşfediliyor. Keşfedilmesinin hemen ardından da bataklık olan bölgelere getiriliyor.

1930’lu yıllarda Gökova köyünün muhtarı, sıtmadan 4 çocuğunu kaybetmiş. Bir çare aramaya, geride kalan 3 çocuğunun ölmemesi için araştırmaya girişiyor. Avustralya’da yer alan bu ağaçların getirilmesi lazım ancak konuşmak için İngilizce bilmek şart. İngilizce bilecek ve böylece karşı tarafla iletişime geçip derdini anlatacak. Burada imdadına Oxfordlu balıkçımız Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı yetişiyor.

Yazışmalar yapılıyor ve yazışmalar sonunda Avustralyadan gelen ağaçlar buraya ekiliyor. Ve bu yola dikiliyor. Ve bu sayede de çocuklar da kurtuluyor 🥹

Rivayet odur ki; bu okaliptus ağaçlarının kabuğuna dileğinizi yazar ve yaprağı denizle buluşturursanız dileğiniz gerçek oluyormuş efenim. Denemedim ancak denemek isteyenlere duyurulur 😅

Akyaka Sahil

Geziye Akyaka bölgesinden devam ediyoruz. Nail Çakırhan müzesiyle başlamak isterdim lakin maalesef haftanın belirli günlerinde sergi zamanları açık oluyormuş. Sergiye denk gelinmezse içeriye giriş mümkün değil. Bu nedenle de oraya giremedim.

Akyaka özellikle de nehrin berraklığıyla meşhur. Son derece temin adeta bir “akvaryum” misali bizi karşıladı. Tekne turları yaklaşık 20 dakika sürüyor. 2024 yılı Şubat ayı için ücreti 30 TL idi.

Çok güzel görüntüler çekmeniz mümkün. Burada güzel balık ekmek yapan yerler de var. Özellikle hediyelik eşyalar almak isterseniz; buradan almanızı öneririm. Çok yaratıcı ve orjinal fikirli hediyelikler var. Ben şahsen diğer alanlardan alıp bütçemi bitirdiğim için buraya geldiğimde pişman oldum. Bu yüzden burayı görmeden hediyelik almayınız 😂

Belen Kahvesi – Ormancı Türküsü Hikayesi

Şüphesiz ki bu bölgede yaşamasak bile “Aman ormancı” Türküsünü biliriz. Bu yörede hala düğünlerde çalınıyor, derinden o hüzün yaşanıyormuş. Bununla alakalı Belen Kahvesine de gittim.

1946 yılında Temmuz ayında kahvede buluşup dama oynayan 2 kişi vardır. Biri muhtar Tevfik diğeri ise muhtarın çocukluk arkadaşı Mustafa. Mustafa da ağanın oğlu. 26-27 yaşlarında her ikisi de. Halk ve eşraf tarafından sevilen bu ikili, oldukça iyi dama oyuncusudurlar.

Köylüler de yaz akşamlarında Belen Kahvesinde toplanarak bu ikilinin dama mücadelesini izlemeye bayılırlar. Yine Temmuz akşamında dama oynanırken, Sarı Mehmet lakaplı ormancı köye gelir. Kahveye muhtarın yanına gelir. Amacı; bekçiyi alıp 1 hafta öncesinde çıkan yangının evraklarını vilayete göndertmek.

Muhtara durumu izah ediyor. Muhtar, saatin geç olduğunu ve 1946 seçim evrakları için zaten bekçinin gideceğini bu yüzden geceden değil de sabahtan bekçiyi göndermelerinin daha doğru olacağını ormancıya söyler. Ormancı alkollü ve ısrarcı olduğu gibi, küfürler etmeye başlar.

Mustafa o ana kadar sabrını korumaya çalışsa da; ormancının dama oyununu bozması nedeniyle dayanamaz. Mustafa kalkıp ormancıya tokat atar. Ormancı kamasını belinden çıkarıp öldüresiye sallamaya başlar. Köylüler ormancıyı dışarıya çıkarır. O sinirle bağrışmalar devam eder. Ormancı kamasıyla Mustafanın kolunu yaralar.

Mustafa korkutma amacıyla belindeki tabancayı çıkarıp, yere ateş eder. Kurşun yerden sekerek Tevfik’in böğrüne saplanır. Yere yığıldığını görünce ormancı kaçar. Hemen atın arkasına bağlanan sal ile merkezdeki doktora gitmeye çalışırlar. Gevenez köyü ile Muğla merkez arası 29 km. Bu sürede çok kan kaybeden Tevfik orada ölür.

Mustafa çok büyük bir üzüntüyle teslim olur. 4 yıl cezaevinde yatar. Olaydan sonra onu gülerken gören hiç kimse olmamış. Çıktıktan sonra, ailesiyle beraber İzmir’e taşınmış. Tevfik’in de eşi ve çocukları İzmir’e göç ederler. Eşi akli dengesini kaybeder.

Pisili Tahir de Ormancı Türküsünü besteler. Böylece dillere pelesenk olan bu türkü, bu acıyı anlatmaya yıllardır devam eder.

Sıkça Sorulan Sorular

Badem çiçeği festivali nerede oluyor?

Festival, Datça, Eski Datça ve diğer ilçelerde yapılmakta.

Badem çiçeği festivali ne zaman?

Şubatın 2. haftası itibariyle festival yapılmaya başlanıyor.

Datça nereye bağlı?

Datça, Muğlaya bağlı şirin mi şirin bir ilçe 😇

Badem çiçeği festivalinde neler yapılır?

Bolca Badem aromalı ürünler tadılır, konserler olur, şehir gezilir.

Badem çiçeği neyi temsil eder?

Badem çiçeği sevgiyi, baharı, enerjiyi müjdeler. Böylece baharı ilk olarak badem çiçeklerinden anlarız.

Badem çiçeği ne zaman açar?

Badem çiçeği çok net olmamakla beraber Şubat ayı ortasında açar. Baharın ilk açan çiçekleridir.

Ormancı Türküsü hikayesi nerede geçmektedir?

Orman Türküsü hikayesi Belen Kahvesinde yaşanır.

İlgili Yazılar

2 Yorum

  1. Meryem - -

    Geçen sene badem çiçeği festivaline gitmiştik ancak 2024 ün daha da hareketli geçtiği söyleniyor. Keşke bu sene gitseymişiz

    1. Haemos - -

      Geçen seneyi bilmiyorum ancak bu sene gerçekten çok eğlenceli geçti 🙂

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir