Köreldim

Nevşehir Kültür Gezisi

Haemos Haemos - - 14 dk okuma süresi
130

Malum, bayram 9 günlük bir tatile vesile olunca bu 9 gün herkes bir yerlere gezmeye gitmeye karar verdi. Normalde bayramlarda 9 değil isterse 19 gün tatil olsun Edirne’de durmak isteyen ben, bu sefer gezme kararı aldım. Benzin fiyatları şu anda bu yazıyı hazırlarken 25.50 bandında geziyorsa da; o dönem 29 TL’nin biraz altındaydı. Haliyle araçla köprünün ötesini geçtim, kampa gitmek bile çok sürpriz maliyetler doğuruyor.

Gezi Seçimi

Normalde daha öncesinde hep “ya şurası da güzelmiş ha, gidip görmeliyim” diyerek anlık planlar yapan biri olduğum için açıkçası çok zorlandım. Hani biraz “ısmarlama” bir tur olacağı için, nereye gitmeliyim kısmını seçmek oldukça zor bir karardı. Bir de bayram günleri çok gezi var ama bayramdan sonra pek gezi kalmıyormuş bunu öğrendim. 😅

Sonrasında gezi için Nevşehir – Göreme – Peri Bacaları turunu seçtim. Diyebilirsiniz ki bu havada zor olmaz mı? Sonuçta can bir kere gezmek istemiş, sıcak – soğuk pek fark etmeyecekti. 😌

Ve yola çıkışşş

Tur İstanbul kalkışlı olduğu için, buradan öncelikle Merter Metro İstasyonu’na gitmem gerekti. Oraya kadar kendi aracımla gittim. Bu arada orada İspark varmış, park olayını dert edenlere duyurulur. 48 kişilik otobüsün tamamı dolacak şekilde yola çıktık.

İstanbul – Bolu – Ankara istikametinde diğer yolcuları da alıp, saat 07.30 civarı Derinkuyu civarında bir kahvaltı molası verdik.

Buradan sırada Ihlara vadisine doğru yola koyulduk.

Ihlara Vadisi

Çoğu yaygın görüşe göre bölgede bulunan Hasan Dağı ve Erciyes Dağı sayesinde Kapadokya’nın oluşturulduğu düşünülür ancak yanlış bir düşüncedir. Hasan Dağı’nın patlamasıyla beraber gelen lavlar, milyonlarca yıl boyunca Melendiz ile beraber aşınıyorlar. Aşınan bu lavlar, kuruyan toprakla beraber Ihlara Vadisi’ni oluşturuyor. Bizans döneminde adı “Peristremma” olan bu vadi, yaygın bir söylentiye göre güzel atlar diyarı anlamına geliyormuş. Amerika’da bulunan Büyük Kanyon Dünya’nın en büyük kanyonuyken, Ihlara Vadisi insanların yaşadığı en büyük kanyondur.

Bölgeye Hristiyanlığı yaymak üzere zulümden kaçarak gelen Hristiyanlar, buradaki tüf tabakasının oldukça kolay oyulabilmesi nedeniyle buraya yerleşmişler. Ardından mağaralar inşa edip, kiliseler yapmışlar. Kiliseler içerisinde oldukça güzel freskler var.

*O dönemde okuma yazma oranının oldukça düşük olması nedeniyle resimle anlatılmış. Nasıl ki küçük bir çocuğa kitap verildiğinde resimler bakıyor. Aynı şekilde İncilde yer alan olayları resmetme yoluna gidilmiş.

Ağaçaltı Kilisesi ve Yılanlı Kilise

Ihlara Vadisi yaklaşık 20 kilometrelik bir alanda bulunuyor ancak belli bir bölümü ziyaret ediliyor. Özellikle bölgede trekking yapmak için gelen gruplar buraları aşağıdan yukarı geziyorlarmış.

Bizim ziyaret ettiğimiz bölgede yer alan 2 kilise vardı. Biri ağaçaltı kilisesi, diğeri ise Yılanlı kilise. Ağaçaltı kilisesi, hemen üzerindeki ağaçtan adını alıyor.

Yılanlı kilise ise içeride yer alan fresklerde, 3 kadının yılanlar tarafından ısırıldığı görüldüğünden. Çocuğunu emzirmeyen kadın göğsünden, yalan söyleyen kadın ağzından, diğer kadın ise itaatsizliğinden dolayı kulağından ısırılmış.

Aynı zamanda bölgede yer alan pek çok kilisede olduğu gibi burada da son akşam yemeği freskleri görülüyor.

Narlı Göl

Aksaray – Niğde sınırlarında bulunan Narlı Göl’e yaklaşık 15 dakika kadar uğrandı. Son yıllarda suyun azalmasıyla beraber kalp şekli alan nehrin zengin mineralli suyu, pek çok derde devaymış.

Paşabağ Vadisi – Rahipler Vadisi


Çok önceki zamanlarda bölgeye gelen keşişlerin bu bölgede inzivaya çekildiği söylentileri nedeniyle
buraya “rahipler vadisi” denmiş. Halk arasındaki bir diğer söylentiye göre ise burada paşalara ait
üzüm bağları olduğu söylenmiş. Bu yüzden buraya halk papaz – rahip gibi isimler vermek yerine,
paşabağları adına verilmiş.

Bölgenin direk girişinde bir jandarma karakolu var. Bu karakol dahi aslında Ürgüp civarında insanların
peri bacalarına ne kadar alışkın olduklarının bir göstergesi diyebiliriz. Bölgeye girdiğinizde bir patika
sizleri karşılıyor, bununla beraber irili ufaklı delikler açılmış peri bacalarını da görüyorsunuz. Bundan
yüzyıllar öncesinde birilerinin buralarda yaşamış olduğunu hissetmek oldukça güzel, atmosfer bir
harika.


Muhtemelen o dönem bir keşiş olsaydım, en yüksek tepesine çıkar ve orada bütün gün etrafı izlerdim.
Ha tabi bir de erik – kayısı ağaçlarının gölgesinde keşiş arkadaşlarla “keşişleme” yapardık 😀

Devrent Vadisi

Devrent kelime anlamı ile “çukur ve uçurum” anlamına geliyormuş. Ancak bu tabir sizleri kesinlikle korkutmasın. Çünkü bu vadinin bir diğer adı; Hayal vadisi. Ürgüp gezisi boyunca aslında pek çok peri bacası görebilirsiniz ancak bu vadidekiler biraz farklı. Mesela hemen bakalım mini bir deve;

Çocukken bulutlara bakıp bir şeylere benzetme oyununu mutlaka bilirsiniz. Bir diğer versiyonu da patlamış mısırlara bakarak şekiller çıkarmaydı. Bu vadideki peri bacaları da baktığınızda farklı şekillere benzetebileceğiniz türdenler. Herkesin hayal gücüne bağlı olduğu için de; buraya hayal vadisi demek istemişler.


Göreme Açık Hava Müzesi


Paşabağdan sonra, Göreme açık hava müzesine gidiyoruz. Burada geniş bir arazi üzerine oyulmuş
mini manastırlar görülüyor. Zaten bu geziler esnasında kilise ve manastır arasındaki farkı bariz şekilde
öğrenebildim.


Burada neredeyse her kilisede oldukça güzel freskler görülüyordu. Her ne kadar içeride ücretsiz
gezilen alanlar olsa da, ilaveten ücretli olarak gezilen yerleri de bulunuyor. Güzel bir yemek sofrası (
taştan ) ve sistematik ocaklar var. Bir yerden sonra her yer birbirine benziyor ama yine de bütün
odaları gezmeden insan rahat edemiyor tabii. 😀


Nevşehir Kaymaklı Yeraltı Şehri


Nevşehir hakkında belki de en çok yaşanmışlığı hissettiğim yerin burası olduğunu söyleyebilirim. Şöyle
ki; Hititler bu bölgeye geldikten sonra düşmanlardan korunmak için bu yeraltı şehrini yapmaya
koyuluyorlar.


Ardından çok güzel kamufle ettikleri bu yer çok uzun süre sonra Hristiyanların eline geçiyor. Hititler 4
kat, Hristiyanlar da 2 kat toplamda 6 kat inşa ediyorlar. İçerisinde bulunan geniş havalandırma
boşluğu sayesinde dışarıdan sürekli olarak hava girişi sağlanıyor.


En üst katta en zenginler olmak üzere, sınıflara göre en düşük sınıf en altta olacak şekilde yerleşim
planları bulunuyor.


Her katın kendine ait deposu var ve tahmin edileceği üzre en büyük depo en yüksek katta bulunuyor.
Sıcak yemek yalnızca haftada 1 gün, o da geceleri yapılıyormuş. Onu da yemek yapılan yerden 300-
400 metre ötede yer alan borulardan tahliye ediyorlarmış ki; düşman gördüğü yerde çakozlamasın.
Ölüler için ise Mısırdan öğrendikleri mumyalama düzeneği geliştirilmiş. Bunun için de iç organları
çıkarıp bir çukura gömüyor, ölüleri ise mumyalıyorlarmış.


Bir yer altı şehrini ilk kez gezme fırsatım oldu, şahsen ben çok etkilendim. Yıllar öncesinde burada
insanların yaşadığını bilmek, yerin 4-5 kat altına inmek çok farklı duygular canlandırıyor.


Gece hayatı

“Ya zaten 2 gün kalmışsın neyin gecesi” demeyin a dostlar  Gece meraktan gezmek istedim.
Geceleri niyeyse oldukça sakin geçiyor. İstisnasız her dükkan açık, turistik hediyeler vs. satan yerler,
kahveler cafeler. Ama hotelin çevresinde neredeyse hiç insan yoktu.


Her yerde “cave” hotel görmek mümkün. Aynı zamanda bütün hoteller birbiriyle dip dibe, gezerken
yanlışlıkla birinin bahçesinden geçmeniz işten bile değil. Buna rağmen her yerde yabancı turistler
olduğu için, insanlar Türk gördüğünde çok sıkıntı etmiyorlar.


Hacı Bektaş-i Veli


Dönüş yolumuzda turun sonu olarak Hacı Bektaş-i Veli müzesine uğruyoruz. Burada müzenin önüne
iner inmez arka taraftan doğal bir ney sesi gelmeye başlıyor. İşin güzel tarafı, bu oldukça hoş bir his.
Bektaşi dedeleri orada görüyoruz ve oldukça güzel felsefi düşünceleri de deneyimleme şansımız
oluyor.
Türbenin girişinde bulunan çeşmeden herkes biraz olsun su almak için sıraya giriyor. Rehberimiz
bizleri kaynak suyu olduğundan; midemizin buna alışkın olmayabileceği ve bu noktada midede
bozukluk meydana gelebileceği yönünde uyarıyor. Hal böyle olunca suyu içmekten uzak duruyorum.
Çeşmenin hemen solunda ise büyük bir tahta üzerinde de Hacı Bektaş Veli söylediği öğütler yer alıyor.

  • Ara bul
  • Kadınları okutunuz
  • İncinsen de incitme
  • Murada ermek sabır iledir
  • Araştırma açık bir sınavdır
  • Her ne ararsan kendinde ara
  • Eline, diline, beline sahip ol
  • Arifler hem arıdır hem arıtıcı
  • Marifet ehlinin ilk makamı edebidir
  • İnsanın cemali sözünün güzelliğidir
  • Nefsine ağır geleni kimseye tatbik etme
  • Hiçbir milleti ve insanı ayıplamayınız
  • İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır
  • Düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu
  • Düşmanınızın dahi insan olduğunu unutmayınız
  • Nebiler, veliler insanlığa Tanrının hediyesidir


İnsan bahçesinde oturup şöyle bir soluklanırken dahi huzur doluyor, insanlar oldukça güler yüzlü ve
her birinin esasen orada bulunma amacının bu huzur olduğunu anlıyorum. Etrafta bolca Alevilik ve
Hz. Ali ile ilgili bilgilendirici kitaplar satılıyor. Hediyelikler, kitaplar, insanlar burada nerede
olduklarının bilinci içerisinde hareket ediyorlar. Bu da oldukça güzel geldi. Burada son derece güler
yüzlü bir abla ile abiden hem yürüyüşlerde kullanmak için bir bandana alıyorum hem de güzel
enerjileriyle günün son saatlerine keyifli giriyorum.
Buradan yolumuz artık son olarak Tuz Gölü’ne uğruyor, ve turumuz İstanbul’a varmak üzere
sonlanıyor.

Bu gezi hakkında

Nevşehir – Ürgüp – Göreme ve Peri bacaları benim resmiyette ilk kültür gezim oldu diyebilirim.
Arabayla gitmediğim için ilk defa çok ekonomik bir tur oldu. Sadece otopark ücreti ve benzin parasına
neredeyse tüm geziyi tamamladım diyebilirim.


Yalnız bu bölge için kesinlikle vazgeçtiğiniz bir ayakkabınızı kullanın. İnanılmaz tozlu bir coğrafya, hele
ki siyah bir ayakkabı tercihinde bulunursanız, geldiğinizde de bunun bedelini ödersiniz 😀


Bu bölgede yemek kültürü ise turistik amaçlı olarak açık büfe tarzında. Yani inanılmaz derece tıka
basa doyuyorsunuz ve ortalama 90-120 TL aralığında bir ücretle bunu yapıyorsunuz.


Burada taş atölyesi ve birkaç çanak çömlek eşyacısında duruyoruz ama bunların aslında birer
pazarlama ihtiyacından kaynaklandığını anlıyorum. Pek çok açık hava müzesinde 15-20 dakika
molamız varken, bu tarz yerlerde 45-50 dakika mola vermemizin başka bir açıklaması olamaz diye
düşünüyorum. Buna rağmen tabii ki güzel şeyler de çekilmedi değil, hemen yazımın ilişiğine de
bunları eklemeden duramayacağım 😀

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir